Biyokimya mesleğinin tanımı

Biyokimya, biyolojik sistemlerin kimyasal yapı ve işlevlerini moleküler düzeyde inceleyen bir bilim dalı olup....

Biyokimya lisans eğitimi veren üniversiteler

Biyokimya bölümü lisans eğitimi Türkiye'de ilk Ege Üniversitesi Fen fakültesinde başlamıştır.Daha sonra 2011 yılında Sivas Cumhuriyet.....

Biyokimya ve canlılar

Biyokimya, bitki, hayvan ve mikroorganizma biçimindeki bütün canlıların yapısında yer alan kimyasal maddeleri ve canlının yaşamı boyunca sürüp giden kimyasal....

Karbohidratlar

İnsan ve hayvan vücudunda glikojen, bitkilerin yapısında nişasta ve selüloz olarak yer alan karbonhidratlar (CHO); karbon, hidrojen ve oksijen atomlarından meydana gelmiş organik bileşiklerdir.....

Enzimlerin Biyokimyadaki yeri ve önemi

Bir kimyasal tepkimeye sebep olan ve onu hızlandıran, çoğunlukla Protein yapısında olan organik Maddeye Enzim denir.....

Pages

Sitemize Hoşgeldiniz

Tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2015 Salı

Türk Genom Projesi çığır açacak

TÜSEB Başkanı Keleştemur, "Türk Genom Projesi, tüm hastalıkları kapsayacak. Her türlü hastalığın genetik temeline inerek önleyici tedbirler alabileceğiz" dedi.


KAYSERİ - MUSA ÖZYÜREK
Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) Başkanı Fahrettin Keleştemur, Türk Genom Projesi'nin Türkiye'de sağlık alanında çığır açacağını belirterek, "Türk Genom Projesi, tüm hastalıkları kapsayacak. Her türlü hastalığın genetik temeline inebileceğimiz gibi genetik yapımızın da bazı hastalıklara karşı eğilimi olup olmadığına bakarak, önleyici tedbirler alabileceğiz" dedi.
Keleştemur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2016'da hayata geçirilmesini bekledikleri Türk Genom Projesi'nin ülkenin gen haritasının çıkarılmasını sağlayacağını söyledi.
Projeyle Türkiye'yi sağlıkta bekleyen risklerin, varsa toplumda hastalıklara karşı genetik eğilimlerin ve hangi alanlarda olduğunun belirleneceğini ifade eden Keleştemur, tüm bunlara karşı önleyici tedbirler alınabilmesi için projenin çok önem taşıdığını vurguladı.
Projenin birkaç milyar doları bulabilecek çok büyük bir çalışma olduğunu anlatan Keleştemur, projenin, sağlıkta çığır açacağını söyledi. 
Kişiye özel kanser tedavisi dönemi
Keleştemur, kişiye yönelik tedavi yönteminin son yıllarda en fazla konuşulan konuların başında yer aldığına dikkati çekti.
Türkiye'nin bu alanda geri kalmaması hatta Avrupa'nın önüne geçebilmesi için "Onkogen Projesi"ni hayata geçirdiklerini anlatan Keleştemur, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesinin hastanesi Massachusetts General Hospital ile protokol imzaladıklarını söyledi.
Protokol kapsamında Türk hekimlerin, Harvard Üniversitesinde özellikle kişiye özel kanser tedavisi konusunda eğitim göreceğini ifade eden Keleştemur, şunları kaydetti:
"Yakın zamanda kanserde kişiye özel tedavi dönemi başlamış olacak. Şu an uygulanmamasının nedeni, maliyetinin fazlalığı ama gittikçe yeni ve ileri teknolojilerle bu maliyet düşürülüyor."

10 Ekim 2015 Cumartesi

Tavuk tüyünden hidrojen depolama malzemesi ve biyodizel üretme makinesine ödül


Bosna Hersek’in Türk kolejinde matematik öğretmeni olarak çalışan Aydan Meydan , Google tarafından dünyanın ilham veren en iyi eğitimcisi seçildi. Mesleğin temel ilkesinin, öğretmenliği ve öğrencileri sevmek olduğunu söyleyen Aydan öğretmen, öğrencileri sevdikleri alanlar konusunda cesaretlendirmenin önemine işaret ediyor.
Bosna Hersek’in Türk kole-jinde matematik öğretmeni olarak çalışan Aksaraylı Aydan Meydan (28), Google tarafından dünyanın ilham veren en iyi eğitimcisi seçildi. Aydan öğretmen, “İlham Veren En İyi Öğretmen” dalında ilk kez ödülün verildiği Google Science Fair 2015 Bilim Olimpiyatları’nda öğrencileri Anela Arifi ve Ilda İsmail’in projesine verdiği destek ve gösterdiği özveriyle aday oldu. Aydan öğretmen, “Bu özveriyi dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarındaki öğretmen arkadaşlarım gösteriyor. Ben onların adına bu ödülü aldım. İnşallah güzel kapılar açılmasına vesile olur.” dedi.
Aydan öğretmenin ödülüne konu olan proje ise “Tavuk tüyünden hidrojen depolama malzemesi ve biyodizel üretme makinesi.” Proje, Google’a dünyanın dört bir yanından gönderilen projeler arasında ilk 20’ye girdi. Google diğer 20 projeden istediği gibi proje sahibi öğrenciler Anela Arifi ve Ilda İsmail’den danışman öğretmenleri Aydan Meydan’ı anlatmalarını istedi. Google diğer öğrencilerin sunumları ile birlikte yapılan değerlendirmeler sonucu 20 proje danışmanı içinde Aydan öğretmeni “İlham Veren En İyi Öğretmen” seçti.
Öğrencilerine ilham verdi
Aydan Meydan 1996 yılından beri Bosna Hersek’te faaliyet gösteren Sema Eğitim Kurumları’na bağlı Tuzla şehrindeki Türk kolejinde 7 yıldır öğretmenlik yapıyor. Bu sene Bosna Hersek’te düzenlenen ‘Bosepo Proje Yarışması’na öğrencileri Anela Arifi ve Ilda İsmail ile katılan Aydan öğretmenin projeleri bir hayli ilginç. Proje, tavuk tüylerinden hidrojen depolama malzemesi ve biyodizel üretmek için iki reaktörlü bir sistemi temel alıyor. Öğrencilerin,  Aydan öğretmen ile birlikte geliştirdiği bu proje, Google Science Fair 2015 elemelerinde ilk 20’ye girdi. Aynı zamanda Google, bu projelerin arkasındaki gizli kahramanları bulmak için “İlham Veren En İyi Öğretmen” dalında bir yarışma başlattı. Aydan öğretmen yarışmada ilham veren en iyi öğretmen seçildi. Ödülünü ise ABD’de San Francisco’da kendi öğrencilerinin elinden aldı. Bu başarı sayesinde Google okula 5000 dolar lego eğitim seti ve 10 bin dolar sınıf bursu verdi.
Ödülü, aynı özveriyi gösteren öğretmenler adına aldım
Aydan Meydan, öğretmen ve öğrencilerin ufkunu genişleten bu yarışma ile dünyanın birçok ülkesine proje yarışmalarına katılma şansı yakaladıklarını belirtti. Meydan, “Bu ödülü almam  dünyanın çeşitli yerlerindeki Türk okulları adına güzel bir adım. Bu özveriyi dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarındaki öğretmenler gösteriyor. Ben bu ödülü onlar adına aldım. Benden daha fazla en az benim kadar çabalıyorlar öğretmen arkadaşlarım, bunu söylemek istiyorum.” dedi.
İşin sırrı sevmek ve sabretmek
Mesleğin temel ilkesinin, öğretmenliği ve öğrencileri sevmek olduğunu söyleyen Aydan öğretmen, mesleğine lisede karar vermiş. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra mesleğine Bosna Hersek’teki Türk kolejinde başlamış. Yedi yıla yakındır Bosna’da öğretmenlik yapan Aydan Meydan, “Yurtdışında öğretmen olmanın zorlukları olduğu gibi güzellikleri de var. Öğrencileri doğru yönlendirmek çok önemli, ‘neyi isterseniz yapabilirsiniz, sadece isteyin’ demekti bizim yaptığımız.” diyor. Proje gruplarında sabır ve yol göstericiliğin önemine değinerek, “Öğrenciler işin arka tarafını göremeyebiliyorlar, ehemmiyetini anlayamayabiliyorlar, onlara cesaret vermek ve yol göstermek, belki de örnek olmak gerekiyor. İkinci olarak da onları çok sevmek ve sabretmek gerekiyor.” ifadelerini kullanıyor.
Ülkemizi tanıtmaktan başka yaptığımız bir şey yok
Öğrencileri tarafından bilime ve matematiğe teşvik ediciliğiyle bilinen Aydan Meydan öğretmen, Bosna’da savaş zamanında Türkiye’den gelen öğretmenlerin fedakarlıklarının insanların dilinde olduğunu da hatırlatıyor. Aydan öğretmen, “Biz de dünyanın dört bir yanına yayılan diğer öğretmenler gibi buraya ülkemizi, dilimizi ve kendimizi anlatmaya geldik. Yaptığımız tek şey ülkemizi ve insanlarımızı tanıtmak. Yaptığımız başka bir şey yok.” şeklinde konuşuyor.
Kaynak : zaman.com.tr

TÜBİTAK, kanser tedavisinde kullanılmak üzere milli biyobenzer ilaç molekülü üretecek


Biyoteknolojik ilaç dair çalışma başlatan TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü, kanser tedavisinde kullanılmak üzere ulusal biyobenzer ilaç molekülü üretecek.
Türkiye’de tamamı yurtdışından ithal edilen biyoteknolojik ilaç dair çalışma yapan TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), kanser tedavisinde kullanılmak üzere ulusal biyobenzer ilaç molekülü üretecek.
TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü İmmünogenetik Laboratuvarı araştırmacılarından Dr.Koray Balcıoğlu, muhabirine yaptığı açıklamada, ulusal biyobenzer kanser ilaç geliştirme ve üretimiyle alakalı 10 ay önce proje başlattıklarını söyledi.
Dünyada her yıl yaklaşık 8 milyon insanın kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade eden Balcıoğlu, kanserle alakalı birçok çalışma yapılmasına rağmen yeni bir ürün geliştirmede zorluklarla karşılaşıldığını dile getirdi.
Balcıoğlu, Türkiye’de kanser ilacı maliyetlerinin yüksek meydana geldiğini vurgulayarak, “Yurtdışına bağımlı olduğumuzdan ötürü dışarıdan kanser ilacı getirmek zor oluyor. Biyoteknolojik ilaçlar dünyada çok popüler oldu. Bilhassa biyobenzer dair nihai 2 senede hızlı gelişmeler yaşandı. Bununla alakalı biyoteknolojik ilaçların pazar payına bakıldığında yaklaşık 40 milyon dolar kar getirmektedir. Ülkemizde 2014 yılında 1,6 milyar liralık onkolojik ilaca ödeme yapılmıştır. Bu nedenle biz proje kapsamında yerli olarak biyobenzer molekül geliştirmeyi amaçlıyoruz” diye konuştu.
“Çalıştığımız ilaçların yan etkileri henüz düşük”
İlacın antikor üreten DNA dizilerini klonlanarak memeli hücrelerine aktarılacağını ve üretimlerini sağlayacaklarını aktaran Balcıoğlu, şöyle konuştu:
“Bu ilaçlar üretildikten sonra uluslararası standartlarda karakterizasyonu yapılacak ve henüz sonra da büyük ölçekte imalata geçilecek. Bu çalışma Türkiye’nin yurtdışına bağımlılığını azaltacak ve ekonomik olarak da katkı sağlayacaktır. Teknolojiyi ülkemize kazandırdıktan sonra birçok farklı biyobenzer molekülü geliştirme bahtımız olacak. Ayrıca bu vesile ile mevcut altyapıyı da geliştirmiş olacağız.”
Balcıoğlu, projenin 4 senede tamamlanmasının öngörüldüğünü bildirdi.

Aspirinin bir faydası daha ortaya çıktı


Mucize ilaç aspirinin faydalarına bir yenisi daha eklendi.Uzmanlar tarafından aspirinin kansere karşı etkili olabileceği açıklandı. İşte yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan aspirinin faydaları.
Daha çok romatizma, soğuk algınlığı, ağrı, kalp krizini önlemede kullanılan aspirinin bir faydası daha ortaya çıktı. Aspirinin faydalarını ve kanserden nasıl koruyabileceği hakkındaki bilgileri haber detayında bulabilirsiniz. Hollanda’da yapılan bir araştırmada, uzun süredir tartışılan aspirinin kansere etkisi incelendi. Sindirim sisteminde kanseri olan 14 bin hasta üzerinde yapılan gözlemde, her gün düzenli olarak aspirin kullananların, kullanmayanlara kıyasla iyileşme ihtimalinin iki kat daha fazla olduğu tespit edildi.
Aspirin kullanan mide ve bağırsak kanser hastalarının hayatta kalma oranının yüzde 75, kullanmayanların ise yüzde 42 civarında olduğu gözlemlendi. Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen Avrupa Kanser Kongresi esnasında duyurulan gelişme de büyük dikkat çekti. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre, özellikle kolon, mide, pankreas ve gırtlak kanseri olan kişilerde aspirin hayatta kalma oranını neredeyse 2 kat artırıyor. Deneylerde, her gün aspirin alan kanser hastalarında 5 yıl sonunda hayatta kalma oranı yüzde 75 olarak ölçülürken, aspirin almayanlarda bu oran yüzde 42’de kaldı. İlacın ‘sihirli’ olduğunu ifade eden uzmanlar, Aspirinin artık reçetelerde yer alması gerektiği görüşünü paylaştı. Oldukça az bir fiyata hayatta kalma oranını artıran ilacın, kasnerli hücrelerin saklandığı kan pıhtılarının azalmasını sağladığı belirtildi. Araştırmayı yürüten Martine Frouws, “Ucuz, markasız ve az yan etkisi bulunan ilaç, sağlık hizmetleri ve hastalara olumlu yönde büyük etkisi olacak” dedi.
Peki aspirin başka hangi hastalıklara iyi gelir?
Alzheimer hastalığına karşı koruyor:Düzenli Aspirin kullananlarda yüzde 13 oranında daha az Alzheimer görülüyor. Fakat öte yandan başka bazı araştırmalar da ibuprofen gibi, kortizon kökenli olmayan antienflamatuarların Aspirin’den daha iyi etki ettiğini savunuyor.
Aspirin beyin kanamasının tekrarını engelleyebiliyor. Ibuprofen ile birlikte alınmadığı takdirde, Aspirin beyin kanamasını engelleyebiliyor. FDA Aspirini ibuprofen maddesiyle birlikte kullanmama konusunda tüketiciyi resmi olarak uyarıyor.
Parkinson hastalığına karşı koruyor. Kadınlar üzerinde yapılan bir araştırma haftada 2 veya daha fazla olmak üzere hayatı boyunca en az bir ay boyunca Aspirin kullanan kişilerde yüzde 40 oranında daha az Parkinson hastalığı görüldüğünü iddia ediyor.
Kaşıntıyı kesiyor
Birkaç tablet Aspirin’i ezip toz haline getirin. Elde ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin’in cilde nüfuz etmesini sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır.
Tansiyonu düşürüyor
İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin’in yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100 miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor.
Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil, geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı
Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su toplanmasını azaltır.
Kalp dostu
Günde en az 75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin çignemek, olası kalp krizini bastan önlemeye yardımcı oluyor ve kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor
5-6 adet Aspirin i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Aspirin’in içindeki asit nasırı yumusatacak ve süngertasıyla biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Prostatı önlüyor
Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic’in uzmanları tarafından 1400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi.
Kolon kanserini önlüyor:
Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81 miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski, almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor.
Uçukları geçiriyor:
Macar uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor.
Alzheimer’dan koruyor
Hollanda’daki Erasmus Tıp Merkezi’nde görevli bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80 oranında daha az ortaya çıkıyor.
Kısırlığa iyi geliyor
Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram Aspirin verildi.
Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20 artış görüldü.
Siğilleri söküp atıyor
Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize yapıştırın. Uçu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz haline getirdiğiniz Aspirin’i sürün ancak cildinizin diğer taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyilesecektir.
Felçten koruyor
Felcin nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin’in en önemli özelliği de pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin’in, felç geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek olabileceğini gösteriyor.
Bu yeni faydalarıyla Aspirin’in gerçekten mucize ilaç olduğu bir kez daha kanıtlandı. Ancak her ilaç gibi Aspirin’in de zararli etkileri olabiliyor. Uzmanlar özellikle mide hastalarını uyarıyor: Dikkat, Aspirin mideyi delebilir. Çünkü mide asit salgılayan bir organ. Aspirin veya romatizma ilaçlari* midenin koruyucu örtüsünü ortadan kaldırıyor. Böylece iç örtü asitle doğrudan temasa geçiyor
Aspirin ve Kalp Krizi
Kalp krizi, bir koroner atardamarın bir kan pıhtısıyla tıkanmasının sonucu olduğu için, aspirinin pıhtılaşma üzerindeki etkisi bir kalp krizinin ilk saatlerinde yararlıdır. Her gün aspirin almak, by pass ameliyatı geçirenler de dahil olmak üzere, koroner atardamar hastalığı olan insanların çoğunda yararlıdır.
Aspirinin Zararları
Koroner atardamar hastalığınız varsa ya da koroner atardamar bypass ameliyatı geçirdiyseniz, aspirin daha sonraki bir kalp krizi riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir Ama kan basıncınız yüksekse, ailenizde felç olayları, kanama bozukluğu, ülser ya da karaciğer ya da böbrek fonksiyonu yetmezliği varsa veya varfarin (Coumadin) alıyorsanız, aspirinden kaçının. Her durumda, aspirini düzenli olarak almaya başlamadan önce doktorunuzla görüşün. (Aspirinin kimyasal adı asetilsalisilik asittir; asetaminofen gibi aspirin yerine kullanılabilen ilaçlardan farklı olduğunu unutmayın. Aspirinin pıhtılaşma üzerinde bir etkisi vardır; asetaminofenin ise yoktur.). Pıhtılaşma problemi olan hastaların alması da sakıncalıdır. Bunları bilmeden hergün aldığınızda ortaya sakıncalı durumlar çıkabilir.
Kaynak : mynet.com

2015 Nobel Kimya Ödülünü Alan Türk Prof.Dr Aziz Sancar


Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülünü aldı

Aziz Sancar'dan bugün Türkiye'ye çok güzel haber geldi. 2015 Nobel Kimya ödülünü Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, Tomas Lindahl ve Paul Modrich aldı.
Aziz Sancar, Mardin'in Savur İlçesinde, okuma yazma bilmeyen ancak eğitime önem veren sekiz çocuklu bir anne-babanın çocuğu olarak doğdu.İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Yurtdışında yaptığı çalışmalarla Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne kabul edilen üç Türk'ten biri oldu.
Aziz Sancar, HDP milletvekili Mithat Sancar'ın da akrabası. Ağabeyi Tahir Sancar, Mithat Sancar için "Yeğenimiz olur" dedi.
Haberi alınca çok şaşırdığı açıklayan Aziz Sancar ise, telefonla bağlandığı televizyon kanalında, "Bana çok güzel öğretim veren kendi memleketimdir. Bana olağanüstü tıp eğitimi verdi ve o buradaki başarımının kaynağı oldu" diye konuştu.


İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından verilen Nobel ödülleri açıklandı. Nobel Kimya Ödülü'ne layık görülen üç kişi arasında Türk bilim adamı  Prof. Aziz Sancar da yer aldı.
2015 Nobel Kimya Ödülü’nü “DNA onarımı” hakkındaki bilimsel çalışmasıyla Prof. Dr. Sancar kazandı.
Sancar ödülünü aynı dalda Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile paylaştı.  
Prof. Dr. Aziz Sancar, Lindahl ve Modrich; hücrelerin hasar gören DNA'ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde kazandı. Ödülün sahiplerinin açıklanmasının ardından Twitter'da Nobel Ödülü hesabından tweet atıldı.
Kendim ve  memleketimin çok sevindim. Çünkü bana çok güzel öğretim veren kendi memleketimdir. Bana olağanüstü tıp eğitimi verdi ve o buradaki başarımının kaynağı oldu. O bakımdan ana vatanıma çok minnettarım. Bütün Türk milletine sevgi ve selamlarımı iletiyorum.
 
"ÇOK ŞAŞIRDIM, BEKLEMİYORDUM"
 
Sancar, haberi aldıktan sonra Nobelprize.org'a verdiği röportajda ise, "Yarım saat önce bir telefon aldım. Karım açtı telefonu ve beni uyandırdı. Hiç beklemiyorum, çok şaşırdım" dedi.
 
İşte o röportaj:
 
"-Haberi nasıl öğrendiniz?
 
Yarım saat önce bir telefon aldım. Karım açtı telefonu ve beni uyandırdı. Hiç beklemiyorum, çok şaşırdım.
 
- Haberi duyduğunuzda ilk yaptığınız ne oldu?
 
Mantıklı olabilmek için elimden geleni yaptım. Uyuyordum, ama o an güzel bir deneyimdi.

-Nobel Ödülü alan ilk Türk bilim insanı olduğunuzu söylerken doğru muyum?
 
Bilim insanı. Orhan Pamuk ilk olarak birkaç yıl önce Edebiyat ödülünü almıştı.

-Kesinlikle, evet, bilim insanı olarak. Sadece Chapel Hill'de değil Türkiye'de de büyük kutlamalar olacağını tahmin ediyorum.

Olacağına eminim. Yıllardır benim ne zaman Nobel alacağımı soruyorlardı ve ben bu soruyu duymaktan yorulmuştum. Dolayısıyla ülkem için de ayrıca gurur duyuyorum."

AZİZ SANCAR KİMDİR?
 
ABD'deki Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde 'ritmik saat' buluşuna imza atarak dünyaca çapında üne kavuşmuştu. 1946 yılında Mardin'de dünyaya gelen, Sancar, 'DNA tamiri' ve 'hücre döngüsü kontrol noktası' gibi konularda yaptığı çalışmalarla da adını duyurmuştu. 
 
Prof. Dr. Aziz Sancar 1946'da Mardin Savur'da 8 kardeşin 7'ncisi olarak dünyaya geldi. Ailesinin okuma yazma bilmediği ancak çocuklarının eğitimine çok önem verdiği belirtiliyor. Sancar, 1963 yılında girdiği İstanbul Tıp Fakültesini 1971 yılında bitirdi ve eğitim için ABD'ye gitti. 1997 yılından bugüne Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü'nde görev yapan Prof. Sancar, gerçekleştirmiş olduğu 300'e yakın bilimsel makale ve bu makalelere yapılan 12 binden fazla atıfla, bilimsel araştırmada eşine az rastlanır bir başarıya imza attı. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra yurtdışında yaptığı çalışmalarla Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne kabul edilen Sancar, buraya kabul edilen üç Türk'ten biri olmuştu.
 
3 MİLYON TL ÖDÜL
 
8 milyon İsveç Kronu, (yaklaşık 3 milyon TL) para ödülü Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta sahiplerine verilecek.
Nobel Edebiyat ödülünün sahibi yarın, Barış Ödülü'nün sahibi Cuma, ekonomi ödülünün sahibiyse Pazartesi günü açıklanacak.
 
AZİZ SANCAR ÇARPICI BİLGİLER VERMİŞTİ
 
Prof. Aziz Sancar 2014 yılında AA'ya konuşmuştu. Kanser tedavisindeki 'sirkadiyen saat' (Ritmik saat) buluşunu anlatmıştı. 
 
Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser konusunda önemli çalışmalar yapıldığını belirtirken, kanser mekanizmasının  10 yıl içinde çözüleceğine inandığını söylemişti. Ancak kanserin nasıl olduğunu çözümlemenin onu tedavi etmek anlamına gelmediğine işaret eden Sancar, tedavi konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu belirtmişti.
 
Kanserle ilgili olarak ''DNA onarımı'' konusunda çalışma yaptığını bildiren Sancar, şunları kaydetmişti;
 
''Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları,  o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu "inhibe" edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.''
 
DNA ONAMIRININ MİNİMUM OLDUĞU ZAMAN TESPİT EDİLECEK
 
Sirkadiyen saat (günlük ritm) konusunda önemli bir buluş yaptıklarını bildiren Sancar, sirkadiyen saatin DNA onarımını kontrol ettiğini ifade etti. Sancar, DNA onarımının  günün belli saatlerinde arttığını, belli saatlerde de  minimum seviyeye indiğini söyledi.
 
Amaçlarının vücuttaki DNA onarımının minimum olduğu zamanı tespit edip, kanser hücrelerine ilaç verip, bu hücrelerin ölmesini sağlamak olduğunu belirten Sancar, ''HedefimizDNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak'' şeklinde konuştu.
 
Bu kapsamda çalışmayı öncelikle kalın bağırsak kanseri üzerinden başlatacaklarını anlatan Sancar, ''Kalın bağırsağın biyolojisi ve DNA onarımı saatleri konusunda daha çok bilgi sahibi olmamız nedeniyle bu kanser çeşidinden çalışmalarımızı başlatacağız. Araştırma çalışmalarına 2-3 ay içinde başlıyoruz'' dedi.

12 Mart 2015 Perşembe

HEMATOPOETİK KÖK HÜCE KAYNAKLARI NELERDİR ?

Kemik İliği: Kök hücrelerin klasik kaynağı kemik iliğidir. 40 yıldır doktorlar kemik iliğinden, donorden anestezi altında genelde kalça kemiğinden iğne yardımı ile kemik iliği hücreleri elde etmektedirler. Bu hücrelerin her 100.000 de biri uzun vadede kan elemanlarını oluşturan kök hücrelerdir, diğerleri stromal hücreler, stromal kök hücreler, kan progenitor hücreleri, ve matür beyaz ve kırmızı hücrelerdir.

Periferik Kan: Son zamanlarda hekimler klinik transplantasyon için kök hücreleri dolaşımdaki kandan elde etmeyi tercih ediyorlar. Yıllardır dolaşımdaki kök hücre ve öncü hücre sayısı az olarak bilinirdi, fakat son 10 yılda bilim adamları kök hücrelerin kemik iliğinden dolaşıma geçmesini sağlayan granülasit stimule edici faktör gibi sitokinler yardımı ile bu sayıyı arttırdılar.Bu işlem için donöre kök hücreler elde edilmeden birkaç gün önce GCSF enjekte edilir. Hücreleri toplamak için donörün venine bir tüp takılır,kan CD34+ hücrelerini çeken bir bir filtrenin içinden geçirilir ve kırmızı hücreler tekrar hastaya verilir.
Umblikal Kord Kanı: 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında bilim adamları insan umblikal kordon kanı ve plasentanın hemotopoetik kök hücreler açısından zengin bir kaynak olduğunu fark ettiler. Bu doku (plasenta) gebelik boyunca gelişmekte olan fetusu besler, bebekle birlikte doğar ve çöpe atılır idi. Fankoni anemili bir çocuğa yapılan başarılı bir kordon kanı transplantasyonundan sonra bu hücrelerin toplanması ve tedavide kullanımı arttı. Bugün kordon kanının çoğaltılması ve kemik iliği kök hücreleri ile arasındaki farklar ve kıyaslamalarla ilgili pek çok çalışma yürütülmektedir.Bugün kordon kanı kök hücrelerinin multiple germ tabakası hücrelerine (multipotent), hatta endoderm, ekdoderm, ve mesoderm gibi tüm germ tabakası hücrelerine (pluripotent) dönüşebileceği iddia edilmektedir.

4 Mart 2015 Çarşamba

Cumhuriyet Üniversitesinde Mesleki Dünya Standartları Semineri

★BİYOKİMYA KULUBÜ★
★FEN FAKÜLTESİ ÖĞRENCİ TEMSİLCİLİĞİ★


YER : Fen Fakültesi Erfüz Edgüer Konferans Salonu
SAAT : 13:00
KATILIM : ****ÜCRETSİZ***

/////SEMİNERE KATILAN TÜM KATILIMCILAR TSC AKADEMİ'NİN YAPACAĞI EĞİTİM PROGRAMLARINDAN 25 TL'LİK İNDİRİM KAZANACAKTIR.////

KİMLER KATILMALI : TÜM SAĞLIK/GIDA/İLAÇ/ÇEVRE SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI ÖĞRENCİ VEYA MEZUNLARI

HANGİ BÖLÜMLER GELMELİ ? ;

*BİYOLOJİ BÖLÜMÜ
*BİYOKİMYA BÖLÜMÜ
*KİMYA BÖLÜMÜ
*MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE GENETİK BÖLÜMÜ
*VETERİNERLİK BÖLÜMÜ
*ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ
*GIDA MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ
*VE SAĞLIK,İLAÇ,MEDİKAL SEKTÖRDE CALISMAK İSTEYEN TÜM ÖĞRENCİ VE MEZUNLAR

SEMİNER KONULARI ;

*DÜNYA STANDARTLARI NEDİR ?
*MESLEĞİNİZE EN UYGUN DÜNYA STANDARTLARI NELERDİR ?
*EĞİTİMLERİN ÖNEMİ
*İŞLEYİŞ
*İŞ İLANLARINDA AVANTAJLARI
*MESLEKİ YETKİNLİK
*KARİYER ALANLARI VE FIRSATLARI
*BİLİNMEYEN ÇALIŞMA ALANLARI

TSC AKADEMİ EĞİTİM KORDİNATÖRÜ ;
UZMAN BİYOLOG,GÖKHAN BÜYÜKPOLAT

6 Ocak 2015 Salı

Hangi bitki hangi hastalığa iyi geliyor?

"Boğa dikeni" öksürük kesici, idrar arttırıcı ve iştah açıcı olarak, "kuş ekmeği"nden yapılan çay kanamaları durdurmada ve idrar yolları enfeksiyonlarında etkin bir şekilde kullanılıyor.

"Boy otu"ndan, modern bitkisel tedavilerde bağırsak çalıştırıcı, bronşit ve boğaz ağrıları ile mide sorunlarını çözmekte yararlanılıyor.

Kitapta otun tanımından ne şekilde yararlanılacağına, otların nasıl toplandığından onları saklama ve pişirme yöntemlerine kadar birçok bilgi yer alıyor. Acı bakla, akyıldız, bambul, dağlama, gıvışgan otu, ıspıt, maydanoz, kekik, mürdümük, hindiba, yabani marul gibi çok bilinen ya da hiç bilinmeyen 89 otun ayrıntılarıyla anlatıldığı kitap Tijen İnaltong tarafından kaleme alınmış. Kitapta verilen bilgilere göre, biberiye ve defne yıl boyu yeşil kalırken semizotu sadece yaz aylarında çıkar, ısırgan yazı değil kışı sever, su teresi, su kazayağı gibi otlar sulak yerlerde yetişmek ister, ebegümeci, labada, kuşyüreği, kuş ekmeği hemen her yerde yetişir, özel ilgi beklemez. Kekik, adaçayı, nane, tarhun, fesleğen, kişniş, maydanoz, dereotu, roka, tere tohumunu ekip gerektiği gibi suladığınızda, yıllarca yemeklerinize, salatalarınıza renk ve sağlık katar.

"Mutfaktaki Yaban"da her otun ayrıntılı tanıtımından önce hikayeleri anlatılıyor. Bu hikayeler, insanların etrafında gördüğü çoğu zaman farkına bile varmadığı otların hayatta nasıl bir önem taşıdığını anlatıyor. Hikayelerin ardından gelen her bir otun ayrıntılı tanıtımını, nasıl yetiştirilebileceğini, mutfakta ya da daha farkı amaçlarla nasıl kullanılabileceğini anlatan açıklamalar otların kendi ağızlarından okuyuculara anlatılıyor.

Otlara nerelerden ulaşabileceği, hangisinin yenilebileceği, saklamak için kullanılabilecek farklı yöntemleri, pişirmenin türlü yolu, sofraya lezzet katacak sosları, reçellerin hangi otlarla hazırlanabileceğinin de öğrenilebileceği kitap üç bini Türkiye ve Ege Adaları'nın endemik bitkileri olmak üzere on bin kadar bitki türüne ev sahipliği yapan Anadolu topraklarının sunduğu nimetleri görmek için de bir fırsat sunuyor.

Yazar İnaltong, kitapta birçok insan için otsu görünümdeki feesleğen, maydanoz gibi bitkileri tanımlamak içiin kullanılan "ot"un aslında ufacık mantarlardan kozalaklı bitkilere kadar bitki krallığının büyük bir bölümünü kapsadığını, yararlı otsu bitkiler arasında yosun, eğreltiotları hatta alglerin bile bulunduğunu belirtiyor. İnaltong, bu otların ortak özelliğinin faydalı bir kimyasal madde içermesi olduğunu ifade ediyor.

Türkiye'de otların Ege Bölgesi'nde Anadolu'nun diğer bölgelerine kıyasla çok daha zengin bir o toplama-kullanma geleneği olduğundan bahseden yazar Tijen İnaltong, bitkilerden genel olarak tedavi alanında, besin kaynağı, baharat, çay, sakız, maya, hayvan yemi, kuluçka tavuklarına yatak, yakacak, yapıştırıcı, boyar bitki olarak yararlanıldığını anlatıyor.

Beyinle ilgili bildiklerinizi unutun!



ABD'deki Georgetown Top Fakültesi'nden Dr. Josef Rauschecker ve ekibinin yaptığı araştırma, ilk kez 19. yüzyılın sonunda Alman nörolog Carl Wernicke tarafından tanımlanan, beynin baskın yarımküresinde bulunan ve dili yorumlama, anlama yetisiyle ilişkisi olduğu belirlenen Wernicke alanının beyinde farklı bir yerde bulunduğunu gösterdi. 

Rauschecker ve ekibi yüzden fazla kişinin beyin taramalarını inceledi ve Wernicke konuşma merkezinin yanlış yerde varsayıldığı sonucuna vardı. 

Bilimadamları, bu alanın ön beyne ve işitme korteksine yaklaşık 3 santimetre daha yakın, dolayısıyla Wernicke'in belirlediği bölgeden çok uzak olduğunu belirtti. 

Rauschecker, bu sonuçların tüm nöroloji ve tıp kitaplarının yeniden yazılması anlamına geldiğini vurgulayarak, insanlar ve primatlarda benzer bölgelerin beynin aynı yerinde bulunduğunu ve bunun yeni araştırmalar açısından son derece önemli olduğunu belirtti. 

Araştırma sonuçları Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'nin dergisinde yayımlandı. 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Rekombinant DNA teknolojisi


—
Rekombinant DNA teknolojisi, doğada kendiliğinden oluşması mümkün olmayan, çoğunlukla farklı biyolojik türlerden elde edilen DNA moleküllerinin, genetik mühendislik teknolojisiyle kesilmesine ve elde edilen farklı DNA parçalarının birleştirilmesi işlemlerini kapsayan bir teknolojidir. Rekombinant DNA ise; bu işlem sonucu üretilmiş olan yeni DNA molekülüne verilen isimdir.

—Bu alanda yapılan işlemler, kısaca genlerin herhangi bir organizmadan alınarak üretilmesi (klonlama) ve üretilen genlerin gerek temel, gerekse uygulamalı araştırmalar için kullanılması olarak özetlenebilir.
Rekombinant DNA Teknolojisi
Aşamaları;
—Doku veya hücrelerden DNA izolasyonu.
—Genin elde edilmesi (DNA’nın belirlenen restriksiyon endonükleazlarla kesilmesi).
—Restriksiyon enzimleri ile oluşturulan DNA parçalarının vektörlerle birleştirilmesi. Rekombinant DNA molekülünün oluşturulması.
—Rekombinant DNA’nın konakçı hücreye aktarılması. Konakçı hücre içinde çoğalarak klonlarını oluşturması.
—Konakçı hücrenin çoğalarak rekombinant DNA molekülünü oğul hücrelere aktarması.
—Klonlanmış DNA’nın konakçı hücrelerden izole edilip incelenmesi.
—Klonlanmış DNA’nın gerekirse konakçı hücrede ifadelenmesi. İlgili proteinin tayin ve analizi.
DNA İzolasyonu;
  Temelde 3 aşamadan meydana gelir;
—Hücre duvarının parçalanması.
—DNA-Protein kompleksinin çözülmesi.
—DNA’nın ortamdaki diğer moleküllerden ayrılması.
  Değişik organizmalardaki yapısal farklılıklar çeşitli izolasyon yöntemlerinin kullanılmasını gerektirebilir.

18 Ekim 2014 Cumartesi

Biyokimya laboratuvar eğitimi: multi-disipliner yaklaşım


Deneysel bir bilim dalı olan biyokimya dersi ve buna bağlı biyokimya laboratuvarı uygulamaları ülkemizde üniversitelerin tıp, eczacılık, diş hekimliği, veteriner hekimlik, biyoloji, kimya, gıda mühendisliği, çevre mühendisliği, orman mühendisliği, ziraat mühendisliği, sağlık bilimleri fakültelerinin farklı bölümleri ile yüksek okulların ilgili bölümlerinin lisans eğitiminde zorunlu ders olarak öğretilmektedir. Biyokimyanın disiplinler arası özelliği, fizyoloji ve kimya ile ilişkili olması ve son yıllarda moleküler biyoloji, moleküler genetik ve nanobilim ile giderek alanını genişletmesi Biyokimya ve Biyokimya Laboratuvarı Eğitiminde yeni yaklaşımları gündeme getirmiş ve güncellenmiş uygulamalara ve öğretim yöntemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri, değişik programlar arasında eşgüdümün sağlanması ve alanların amacına uygun teorik ve uygulama eğitiminde standardizasyona ulaşılması, Avrupa Birliği uyum sürecinde gerekli altyapının tanımlanması gerekmektedir.
Mevcut durumda her eğitim kurumunda farklı düzeylerde, belirli konulardaki deneylerle sınırlı laboratuvar föyü ve kitapçıkları bulunmaktadır. Dünyada 20. yüzyılın son çeyreğinde hızlanan bilgiye dayalı küresel ekonomik yarış ile birlikte bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanan önemli gelişmeler, ülkeleri yüksek öğretim alanında  mevcut  sistemleri  yeniden  değerlendirmeye ve gelişmeler ışığında yeniden yapılandırmaya yöneltmiştir. Bu değişim özellikle, yüksek öğretim ve araştırmada giderek rekabet gücünü kaybeden ve son yıllarda dinamik, etkin bir bilgi toplumu ve ekonomisi olmayı hedef leyen Avrupa düzeyinde Lizbon ve Bologna Süreçleri ile önemli bir hız kazanmıştır. “Lizbon Tanıma Sözleşmesi” (1997),  Türkiye’de 2007 yılında yürürlüğe girmiştir(http://bologna.yok.gov.tr/?page=yazi&i=69). Türkiye’nin Bologna Sürecine (1999) üyeliği 2001 yılındadır (http://bologna.yok.gov.tr/). Bu süreçler çerçevesinde Türkiye’de yüksek öğretim sistemleri yeniden gözden geçirilmekte, yeniden yapılandırılmakta ve yeni yeterlilikler Avrupa Yeterlik Çerçevesi ile ilişkilendirilerek tanımlanmaktadır.
T.C. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) web sitesinde yeterlilik: “Yüksek öğretim alanında yeterlilik, herhangi bir yüksek öğretim derecesini başarı ile tamamlayan bir kişinin neleri bilebileceği, neleri yapabileceği ve nelere yetkin olacağını ifade eder” olarak tanımlanmaktadır. Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi (TYYÇ,
Türkiye Yükseköğretim Ulusal Yeterlikler Çerçevesi (TYUYÇ) kapsamında lisans, yüksek lisans ve doktora seviyeleri için öğrenme çıktıları, EQF-LLL düzey tanımlayıcıları kullanılarak, her bir yükseköğretim düzeyinin, ilgili temel düzeyde verilen diplomaların (derecelerin) öğrenme çıktılarını (kazanımlarını) kapsayacak şekilde genel olarak tanımlanması ve ilgili düzeylerde verilen diploma (derece) türlerinin belirtilmesi benimsenmiştir. Bu yaklaşım uygulamadaki kolaylığı ve esnekliği nedeni ile birçok Avrupa ülkesinde tercih edilmektedir. Önlisans programları dâhil diğer mesleki yeterlik düzeylerinin tanımlanması çalışmalarına YÖK ve ilgili kurullar devam etmektedir.
“Avrupa Yeterlikler Çerçeveleri” ve bu çerçeveler ile ilişkilendirilmiş “Ulusal Yeterlikler Çerçeveleri (UYÇ)”dir. Bu yeterlikler çerçeveleri ile Avrupa Yükseköğretim Sistemleri arasında karşılaştırılabilirlik ve şeffaf lığın sağlanması, öğrencilerin ve öğretim elemanlarının yükseköğretim sistemleri içinde ve arasında hareketliliğinin kolaylaştırılması, öğrenme çıktıları, kredi ve iş yüküne dayalı  eğitim  programları  ve  modüllerinin  geliştirilmesi için yükseköğretim kurumlarının teşvik edilmesi, yükseköğretim yeterlikleri ile yaygın ve resmi olmayan öğrenme, tecrübe yoluyla kazanılmış yeterliklerin tanınması ve yaşam boyu öğrenimin yaygınlaştırılması öngörülmektedir [1].
“ISCED 97, EUROSTAT&CEDEFOP EĞİTİM VE ÖĞRETİM ALANLARI” (http://tyyc.yok.gov.tr/?pid=37) “YAŞAM BİLİMLERİ, kodu:42” altında biyokimyaya özel önem verilmekte ve 421 kodlu “Eğitim ve Öğretim Alanları”nda Biyoloji ile birlikte yer almaktadır. Ülkemizde Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü, Cumhuriyet Üniversitesi Biyokimya Bölümü ve Selçuk Üniversitesi ABD Montana Üniversitesi ile ortak çift diplomalı Biyokimya seçenekli Bölümü bulunmaktadır.
Ülkemizde 1988 yılında yapılan ve daha sonra değişik aralıklarla düzenlenen biyokimya eğitimine yönelik çalıştay, sempozyum ve toplantılar mevcuttur. Bu toplantılar ve tartışılan konu başlıkları Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1’de de çok net görüleceği gibi geçen süre zarfında problemler büyük ölçüde devam etmektedir [2-4]. Ankara’da 2012 yılında düzenlenen çalıştayın son gününde farklı disiplinlerin biraraya gelerek oluşturduğu bildirge, sekiz temel başlıktan oluşmaktadır. Bu bildirge eğitimdeki sorunları ve biyokimya laboratuvar eğitimi için olması istenen çekirdek programı içermektedir. Çalıştayda tartışılarak sonuç bildirisinde özetlenen kararlar/öneriler şunlardır:
 Altyapı eksiklikleri ile ilgili sorunlar ve çözüm önerileri
Mekan sorunu: Biyokimya laboratuvar dersi uygulamalarının yapıldığı laboratuvarların büyüklüğü öğrenci sayısının fazla olmasından dolayı uluslararası laboratuvarda 24-25 öğrenci/110 m2 standardına uyulamadan; ancak öğrenci sayısının azaltılma imkanı olamadığından, gruplara bölünerek yapılmaktadır. Ayrıca ekipman ve çeker ocak eksiklikleri vardır. Bunları eski üniversitelerde ek yaparak düzeltmek daha zorken, yeni üniversitelerde baştan standardlara uygun ve güvenli laboratuvarlar yapılabilir.
Atık sorunu: Laboratuvarlarda 200 L’lik atıklar için nötralizasyon ünitesi gereklidir. Bu üniteler hastanelerde bulunmasına rağmen, tıp fakültelerinde genellikle bulunmamaktadır. Bu da hastane ile protokol yapılarak atıkların bertarafını gerektirmektedir. Katı atıklar ve mikrobiyolojik olarak tehlikeli atıklar (otoklavlandıktan sonra) belediyeler tarafından tıbbi ve/veya tehlikeli özel atık olarak toplanarak bertaraf edilmelidir. Biyokimya ve moleküler biyoloji laboratuvarlarında yaygın kullanılan toksik madde etidyum bromür atıkları plastik şişelerde toplanarak bertaraf edilmelidir.  Bazı örnekler: Balıkesir Üniversitesi örneğinde fenol, toluen, dimetil sülfoksit Balıkesir Belediyesi ile Üniversite arasındaki anlaşma kapsamında belediye tarafından toplanıp gömülmektedir. Alkollü ve gümüşlü çözücüler ise dibinde toprak bulunan varillerde toplanmaktadır. Belli miktardaki organik çözücüler ayrı kaplarda toplanıp FenEdebiyat Fakültesi Kimya Bölümüne teslim edilmekte; Bölüm bu atık çözücüleri dönem sonunda ayrıştırıp saflaştırmaktadır, geri kazanılan çözücüler yeniden kullanılabilmektedir.
Öğretim elemanlarının etkin laboratuvar eğitimi sağlamalarındaki  yeterlilikleri
Üniversitelerde ülke genelinde kadrolarda yetişmiş öğretim elemanı sıkıntısı olduğu bilinmektedir. Kadro problemleri öğretim üyesinin memnun olarak işe başlamasını engellemekte; bu durum diğer derslerde olduğu gibi biyokimya alanında da problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Biyokimya laboratuvarından sorumlu öğretim üye ve yardımcılarının gerekli mesleki bilgi, beceri ve yeterlilik donanımına sahip olmaları beklenmektedir. Bologna sürecinde günün gereğine göre ders açılması öngörüldüğü halde, yer yer derslerin öğretim elemanına göre açılması; başka alanlardan görevlendirilen öğretim elemanlarının biyokimya laboratuvar uygulamalarını yürütmede yetersiz kalmaları ve bazan yeterliliklerinin uygun olmaması gibi zorluklarla karşılaşılmaktadır. Bu problemler “Eğiticilerin Eğitimi” ve “hizmet içi uyum eğitimi” ile çözülebilecektir. Bu hedefe ulaşmak için bütün bilim dallarının katılımı ile bu çalıştay benzeri etkinlikler ve ileri kurslar düzenlenebilir. Esas problem, dersin sorumlu öğretim üyesinin biyolojik ve biyokimyasal kavramları (kavram yanılgısı yaşam bilimlerinde çok fazladır) eksik kavraması ve dolayısıyla öğrenciye de yanlış aktarmasından kaynaklanabilmektedir. Ayrıca farklı alanlardan gelen öğretim üye ve yardımcılarının laboratuvar güvenliği hakkında bilgi sahibi olmaları (GLP dâhil); özel çalışma alanlarına ait sertifikasyonların  tamamlanması  beklenmektedir.  Laboratuvar uygulamalarında modern tekniklerin kullanılması; güncel yöntem ve tekniklere programda yer verilmesini sağlanmalıdır. TYYÇ kapsamında öğrencinin aktif katılımının olacağı bir öğretim yönteminin seçilmesi öngörüldüğünden öğretim elemanları söz konusu yaklaşımları tercih etmelidir.
Sorumlu öğretim üyesi ve uygulamaları yaptıran öğretim elemanları (bazı kurumlarda lisansüstü öğrenciler ve tıpta uzmanlık öğrencileri de görevlendirilmektedir) pedagojik formasyon becerilerine sahip olmalıdır. Bunun için akademik kariyerde ilerleyen öğretim kadrosunun pedagojik formasyon ile desteklenmesi, hatta gerektiğinde bu konuda eğitim almalarında fayda vardır. Çalıştayda kadrolardaki sınırlamalar ve yetişmiş öğretim kadrosundaki eksikliklerden dolayı laboratuvar öğretiminin yürütülmesinde zorluklar bulunduğu, zaman zaman Türkiye’de tartışılan “öğretim üyeleri araştırmacı ve öğretici olarak ayrı iki grup olabilir” konusunun yeniden gündeme alınması da görüşülmüştür. Bütün pratik/uygulama derslerinde olduğu gibi biyokimya laboratuvarında da dersin sorumlu öğretim üyesinin yönlendiriciliği kaçınılmazdır. Öğretme sorumluluğu kendisinde olduğundan, araştırma görevlileri eğitim sürecindeyken eksiklikleri hoca kontrol etmeli ve yürütmelidir. Deney ön hazırlıklarının çok iyi yapılması, bütün ayrıntıların gözden geçirilmesi ve başarılı deneylerin seçilmesi de sorumlu öğretim üyesinin sorumluluğundadır. Dersin öğretim üyesi uygulamayı sadece araştırma görevlilerine bırakmamalı; uygulamalara girip işin içinde olmalıdır. Oluşan problemlerin (deneylerden beklenen sonucun çıkmaması, teknik veya yöntemin çalışmaması gibi) çözümünü birlikte yapmalı ve sonuçları diğer öğretim elemanları ile tartışmalıdır. Bu bağlamda her ne kadar araştırma görevlisinin bağımsız olmayı öğrenmesi bekleniyorsa da bilimsel metodu öğrendikten sonra problem çıktığında veya yeniliklerin uygulanmasını talep ettiğinde sorumlu öğretim üyesine sorup danışabilmelidir; aynı zamanda bazı çözülebilecek problemleri kendilerini yetiştirerek çözebilmelidirler. Bazı katılımcılar örnek vererek; kendileri yeni asistan olduklarında uygulamaları hazırlamakta zorlandıklarını, önce kendilerinin deneyleri yaparak denediklerini, ancak derste sonuç beklendiği gibi çıkmadığında hocaya sormaya çekindiklerinden öğrencilere mahcup olduklarını anlattılar. Diğer taraftan öğrencilerin “Olmayan veya çıkmayacak deneyi neden bize getirdiniz?” şikayetinde bulunarak büyük çoğunlukla sadece uygulamaları yürüten öğretim elemanını suçladığını belirttiler. Bu durumda araştırma görevlisi yerine dersin asıl sorumlusu olan öğretim üyesi değerlendirmelidir. Biyokimya laboratuvar eğitiminde devamlılık için her uygulama/deney veya kullanılıyorsa modül için “föy/çalışma yaprakları” deneyin bütün detaylarını içerecek tarzda hazırlanmalıdır. Deneye başlamadan önce ise işlemleri kolaylaştırıp kontrol etmek amacıyla adım adım yazılmış bir kullanma kılavuzu (checklist) kullanılabilir.
Ekipman ve sarf malzemesi temininde zorluklar ve idarelerin sorumluluğu
Biyokimya laboratuvarında deneylerin yapılmasında cihaz, ekipman ve diğer malzemelerin temininde zorluklarla karşılaşılmaktadır. Eğitim kurumlarında idare, her birimin (fakülte/yüksek okul) sarf malzemesi ödeneği olmasına rağmen (normal ve ikinci öğretim öğrenci harçlarının kullanım alanları Rektörlük tarafından belli alanlardaki harcamalara kullanılabilmektedir), söz konusu ödenekleri ve kullanım amaçlarını bölümlere bildirmediğinden öğretim elemanları talep etmeleri gerektiğinden habersizdir ve ödenekler kullanılamamaktadır. Her ne kadar üniversitelerin BAP (Bilimsel Araştırma Projeleri) birimlerinden proje (altyapı veya eğitim projesi yazılarak) malzeme temin edilebilirse de asıl olan bütçe kaynaklarının amacına uygun kullanımıdır. Bununla ilgili olarak aşağıda Çalıştay katılımcılarına ve diğer yararlanıcılara malzeme temini ve bütçe konularında faydalanabilecekleri bazı bilgiler verilmiştir: “Bütçe Mevzuatı”, “Bütçe Çağrısı” ve “Bütçe Hazırlama Rehberi Analitik Bütçe Sınıf landırması” ile ilgili rehberler T.C. Maliye Bakanlığı,  Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün (http://www.bumko.gov.tr) adresinde sol menüde “Bütçe” başlığı altında mevcuttur. Ayrıca sol menüde “Mevzuat” başlığı altındaki rehberde harcamaların hangi kodlara göre yapılacağı bulunmaktadır. Laboratuvar  uygulamalarına  “malzeme  alacak  ödeneği bulunmadığını” belirten idarecilerden talep edilecek malzeme  için,  bütçe  ödeneklerine  29.12.2011  tarihli Resmî   Gazete’nin   (http://www.resmigazete.gov.tr/de-fault.aspx) 1. Mükerrer sayısından, metin bölümünün sonundan kurumların bütçelerinden ulaşılabilmektedir.

Öğrencilerin hazır bulunuşlukları ve yeterlilikleri
Biyokimyanın zor bir bilim dalı olarak algılanması ve öğrencilerin teorik ve pratik derslere önyargılı gelmeleri baştan öğrenme ile ilgili olumsuz şartlar oluşturabilmektedir. Biyokimya laboratuvar dersini alan öğrencilerin belirli bir bilgi ve olgunluk düzeyinde olmaları beklenmektedir. Ancak orta öğretimden ve test sisteminden gelen önemli problemler vardır. Sağlık hizmetleri meslek yüksek okullarına gelen öğrencilerin hazır bulunuşluk seviyelerinin düşük olması (meslek lisesinden not ortalaması ile doğrudan geçiş yapılmaktadır) uygulamalarda zorluklara ve başarının düşmesine neden olmaktadır. Bologna süreci ve dünyada yeni eğitim yaklaşımları ile öğrencilerin pratikleri bizzat yapmaları; uygulamalara aktif katılmaları beklenmektedir. Öğrencilerin yabancı dil yetersizlikleri bilimsel araştırma motivasyonlarını, pasif duruma geçerek sadece alacakları ünvanla ilgilenmeleri de başarılarını olumsuz etkilemektedir.

Öğretim materyallerinin temini
Biyokimya laboratuvar dersi için Türkçe kaynak kitap yok denecek kadar azdır. Biyokimyada işitsel ve görsel ders materyali önemli olduğundan video, slayt, animasyonlar ve sanal laboratuvar çok faydalıdır.

Biyokimya  Laboratuvar   Eğitimi   Çekirdek Programı
Bu programın amacı; önlisans ve lisans öğrencilerini biyokimya laboratuvarının önemi, uygulama alanları ve disiplinler arası özellikleri hakkında bilgi sahibi yaparak; onları çalışma hayatında ve bilim alanında ihtiyaç duyulan bireyler olarak yetiştirmektir. Aynı zamanda önlisans ve lisans öğrencilerinin güvenli, ucuz, duyarlı, çabuk ve az hatalı deneyler yapmalarını sağlamaktır. Programın bir diğer amacı da öğrencilerin alanla ilgili teorik bilgileri ve laboratuvar deneyimlerini eş zamanlı olarak kazandırmak; aynı zamanda Bologna sürecinde ülkemizin yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve diploma harmonizasyonunun sağlanmasıdır.
Öğrenme-Öğretme Süreci: Her laboratuvar dersi için teorik ve uygulama ayrımı yapılabilir ve dersler önce teorik bilgilerin verilmesi ve sonrasında deneyin yapılması şeklinde düzenlenebilir. Biyokimya Laboratuvar Eğitimi Çekirdek Programı için öğrencilerin temel kimya (özellikle organik ve fizikokimya alanlarında temel bilgi birikimi gerekmektedir) laboratuvarını önkoşul olarak tamamlamış olması gerekmektedir. Öğrenciler ayrıca matematik becerilerine, canlıların biyolojik özellikleri ve temel fizik laboratuvarı konularında temel bilgilere sahip olmalıdır. Biyokimyasal hesaplamalar ve cam malzemelerin temizliği konuları hatırlatma amacıyla ayrı laboratuvar uygulama ders saati harcanmadan, kaynak kitapçık (föy, modül) veya PDÖ gibi yöntemlerle öğrencilere verilmelidir.
Değerlendirme: Eğitim kurumunun ve dersin özelliğine göre farklı ölçme ve değerlendirme teknikleri kullanılarak öğrencilerin başarıları konusunda yargıya varılacaktır. Programda yer alan bilgi ve becerilerin değerlendirilerek, gelişmeler ışığında güncellenmesi ve yenilenmesi yapılacaktır.
 Çekirdek laboratuvar programı ve ilaveler dışında bilimsel araştırma projeleri: Bitirme projesi (özel çalışma) dersi, yaz stajları gibi öğrencilerde bilime karşı merak ve ilgi uyandıracak faaliyetler de sunulabilir. Programdaki zorunlu biyokimya laboratuvar dersi dışında; öğrencilerin staj ve uygulama istek ve başvuruları birçok alanda kabul edilmemektedir. Öğrencilerin çoğunluğu bu durumda laboratuvar dersi dışı faaliyetleri yapamamaktan, bazıları ise fen ve fen-edebiyat fakültesinden öğrencilerin tıp fakültelerinde staj yapma taleplerinin kabul edilmediğinden şikayet etmektedir. Marmara Üniversitesi, Tıp Fakültesinde ise biyokimyaya ilgi duyan tüm öğrencilerin staj talepleri kabul edilmektedir; hatta zaman zaman lise öğrencilerine de bu imkan tanınmaktadır. Öğrencilerin bitirme projelerini öğrenci kongresi, bilim şenliği ve benzeri projeler ve faaliyetlerde sunulması desteklenebilir (Marmara Üniversitesi, Tıp Fakültesi örneği). Öğrencilerin hepsi olmasa da başarılı ve istekliler küçük araştırma projelerine katılabilir ve bu ders olarak kabul  edilip  değerlendirilebilir.  Balıkesir  Üniversitesi, Tıp Fakültesi örneğinde ise kliniğe geçen öğrenciler öğrenci bilimsel araştırma topluluğu kurmak ve öğrenci kongresi yapmak istemişlerdir. Bazı eğitim kurumlarında (Balıkesir Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, Hacettepe Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü ve Gazi Üniversitesi,  Gazi  Eğitim  Fakültesi,  Biyoloji  Eğitimi ABD örnekleri) öğrenciler bitirme projesi dersini öğretim üyesinin yürümekte olduğu bilimsel araştırma projesinde çalışarak yapmakta ve iş hayatında bunun çok faydalı olduğunu bildirmektedirler. Ayrıca TÜBİTAK “2209-Üniversite Öğrencileri Yurtiçi/yurtdışı Araştırma Projeleri Destekleme Programı” kapsamında lisans düzeyinde öğrenci projesi desteği vermektedir (http://www.tubitak.gov.tr/sid/524/pid/453/cid/25905/index.htm).
Özel Sektör ve biyokimya laboratuvar eğitimi Biyokimya tahlil ve araştırma laboratuvarlarında değişik meslek gruplarından elemanlar ve yöneticiler çalışmaktadır. IVF laboratuvarları, embriyoloji ve moleküler biyoloji  yöntemleri  için  yetiştirilmiş  elemana  ihtiyaç duymaktadır. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı ile T.C. Yükseköğretim Kurumu arasında T.C. Sağlık Bakanlığı ile olana benzer bir sigorta anlaşması yapılması gerekmektedir. Stajın mesleğin çok önemli bir parçası olmasından dolayı öğrencilerin staj sayılarının arttırılması, bilgi ve becerilerinin gelişmesi için gerekli bir önkoşul niteliği taşımaktadır. Özel sektör stajı desteklemekte ancak uygulama hastaneleri yeterli sayıda stajyer kabul etmemektedir. Bu sorunun giderilebilmesi için Eğitim ve Mühendislik Fakültelerinde olduğu gibi tanımlanmış ve yapılandırılmış staj programlarının eğitim programlarının içine dahil edilmesi gerekmektedir.
Çalıştay sonucunda mevcut durumda farklı bilim dallarında aynı başlık altında farklı bilimsel içerik ile yürütülmekte olan biyokimya laboratuvar eğitimine kalite güvencesinin sağlanmasına yönelik olarak: Daha önce yapılan çalışma ve toplantılar da dikkate alınarak çekirdek laboratuvar eğitimi programı oluşturulmuştur. Çalıştaya genç bilim adamları ve lisansüstü öğrencilerin de katılımı ile ülkemiz bilim altyapısının güçlenmesine ve bilim adamı yetiştirilmesine katkı vermeleri, tecrübeli bilim adamları ve eğitimcilerle tartışarak biyokimya laboratuvarında çalışma kültürleri ile bilimsel düşünme yeteneğinin geliştirilmesinde olumlu adımlar atılmıştır.